Alexander Graham Bell hizmetleri kimdir hayatı     Ömer Hayyam kimdir rubaileri hayatı hasan sabbah     Thomas Edison     Öklid Euclides     Niels Bohr     Şeyh Edebali kimdir hayatı     Stephen Hawking kimdir hayatı     Mimar Sİnan hayatı eserleri kimdir camii     Abdüsselam hayatı kimdir eserleri nobel ödülü     Bill Gates kimdir hayatı microsoft       Öklid Euclides     Thomas Edison     Abdüsselam hayatı kimdir eserleri nobel ödülü     İbni Sina       Michael Faraday     Osman Gazi kimdir hayatı osmanlı devleti       Ebul Iz El Cezeri     Mimar Sİnan hayatı eserleri kimdir camii     Hz Mevlana Celaleddini Rumi hayatı kimdir sözleri     Ömer Hayyam kimdir rubaileri hayatı hasan sabbah     Stephen Jay Gould     Özcan Aydın     Halef İbn Abbas ez Zehravi kimdir hayatı icatları     El Biruni kimdir,biruni hayatı     Battani kimdir hayatı eserleri icatları buluşları     Albert Einstein       Robert Boyle     Nikola Tesla     Marie Curie     John Forbes Nash     İskenderiyeli Hypatia     Robert Boyle     Piri Reis kimdir hayatı denizcilik hava eserleri     İbni Sina     Niels Bohr     Batlamyus Kimdir Hayatı Buluşları Eserleri       El Biruni kimdir,biruni hayatı     Alfred Bernhard Nobel kimdir hayatı     Stephen Jay Gould     Michael Faraday     Cabir bin Hayyan kimdir hayatı eserleri kimya       Bill Gates kimdir hayatı microsoft     Mustafa Behçet Efendi      Nikola Tesla     Piri Reis kimdir hayatı denizcilik hava eserleri  

Ömer Hayyam kimdir rubaileri hayatı hasan sabbah

 HAYYAM (Ebul Feth Ömer bin İbrahim; Ömer Hayyam da denir), İranlı şair ve bilgin (Nişapur 1044.ay.y 1123/1136). Hayatı, gençlik yılları kesinlikle bilinmiyor. Elde bulunan eserlerinden, hayatıyla ilgili olayları anlatan bazı kitaplardan, mantık, felsefe, matematik ve astronomi konularında çalıştığı, bu alanlarda düzenli bir öğrenim gördüğü anlaşılmaktadır. Hayyam (”Çadırcı”) takma adını, atalarının çadırcılık yapmaları yüzünden aldığı söylenir.

Ömer Hayyam, zamanında daha çok bilgin olarak ün kazandı. İran’ın, Selçuklular yönetiminde olduğu bir çağda yetişen Hayyam, Horasan ülkesindeki büyük şehirleri, Belh, Buhara ve Merv gibi bilim merkezlerini gezdi, birara Bağdat’a da gitti. Zamanının hükümdarlarından, özellikle selçuklu sultanı Melikşak ve Karahanlılardan Şemsülmülk’ten büyük yakınlık gördü. Saraylarında, meclislerinde bulundu. Reşidüddin’in “Cami-üt-Tevarih” adlı eserinde anlattığına göre Nizamülmülk ve Hasan Sabbah, Ömer Hayyam ile okul arkadaşıydılar.

Gerek Hayyam’ın zamanında, gerek sonarki çağlarda yazılan kaynaklarda çağının bütün bilgilerini edindiği, o alanlarda derin tartışmalara girdiği, fıkıh, ilahiyat, kıraat, edebiyat, tarih, fizik ve astronomi okuttuğu yazılıdır. Ebu’l Hasan Ali El-Beyhaki onun çok bilgili bir kimse olduğunu, fakat müderrislik hayatının pek başarılı olmadığını bildirir. Ayrıca Zemahşeri ile uzun boylu tartışmalara giriştiğini, onun derslerine bile devam ettiğini, Zemahşeri’yi, bilgi bakımından beğendiğini yazar.

Hayyam’ın fizik, metafizik, matematik, astronomi ve şiir konularında değişik eserleri vardır. Bunlar arasında İbni sina’nın Temcid (Yücelme) adlı eserinin yorum ve tercümesi de yer alır. Zamanında, bir bilgin olarak ün kazanan Ömer Hayyam’ın edebiyat tarihindeki yerini sağlayan, sonraki yüzyılarda da doğu islam dünyasının en büyük şairlerinden biri olarak anılmasına yolaçan Rubaiyat’ıdır (Dörtlükler). 

Ömer Hayyam, iran ve doğu edebiyatında rubai türünün kurucusu sayılır. Sonraları aralarına başkalarının eserleri de karışan bu rubailer iki yüz kadardır. Hayyam, oldukça kolay anlaşılan, yumuşak, akıcı, açık ve seçik bir dil kullanır. Şiirlerinde gerçekçidir. Yaşadıkları, gördüklerini, çevresinden, zamanın gidişinden aldığı izlenimleri yapmacığa kapılmaksızın, olduğu gibi dile getirir. Ona göre, gerçek olan yaşanandır, dünyanın ötesinde ikinci bir dünya yoktur. İnsan, yaşadıkça gerçektir, gerçek ise yaşanandır. En şaşmaz ölçü akıl ve sağduyudur. İnsan bir akıl varlığıdır. Gerçeğe ancak akıl yolu ile ulaşılabilir.

Onun şiirinde zamanın haksızıkları, softalıkları, akıl almaz saçmalıkları ince, alaylı, iğneleyici bir dille yerilir. Dörtlüklerinin konusu aşk, şarap, dünya, insan hayatı, yaşama sevinci, içinde bulunduğumuz geçici dünyanın tadını çıkarma gibi insanla sıkı bir bağlantı içinde bulunan gerçek eylem ve davranışlardır. Şiirlerinde işlediği konulara, çokluk felsefe açısından bakar. Aşk, sevinç, hayatın tadını çıkarma, Hayyam’a göre vaz geçilmez insan duygularıdır, insan hayatının ana dokusu bunlarla örülüdür. Bazı dörtlüklerinde filozofça derin bir sezgi, açık ve seçik bir insan severlik duygusu, gösterişten, aşırılıktan uzak bir yaşama anlayışı görülür. 

Hayyam kendisinden sonra gelen pek çok şairi etkilemiş, rubai alanında tek örnek olarak benimsenmiştir. Batı ülkelerinde adına bir çok dernek kurulmuş, rubaileri bütün bati dillerine, bu arada birçok defa Türkçeye Rubaiyat-i Hayyam, Hayyam’ın Rubaileri, Ömer Hayyam ve Rubaileri, Dörtlükler adı altında tercüme edilmiştir.

Meydan Larousse, Cilt 8, S. 536


Yukarıdaki yazıda geçen “Nizamülmülk ve Hasan Sabbah, Ömer Hayyam ile okul arkadaşıydılar” bilgisi ile ilgili aşağıdaki alıntıları yazmadan geçemedim (ED):

“Yüzyıllardır yinelenen ve halkın, hoşuna gittiği için vazgeçemediği, düzeltilmesine kıyamadığı öykü şudur: 
Her üçü de okulda öğrenimleri sırasında söz verirler: “Hangimiz yükselirsek, birbirimizi koruyalım!” Nezam ol molk vezir olur. Hasan Sabbah’la Hayyam’a görev vermek ister. Hayyam, küçük bir maaşla yetinir. Hasan Sabbah sarayda görev alır. Hasan Sabbah’la Hayyam gerçi yakın yaşlardadır, ama vezir Nezam ol molk’le yaşıt olmaları için her birinin yüz yirmi yaşına kadar yaşamaları gerekirdi. Bu ise, olanak dışı olmamakla birlikte uzak bir ihtimaldır. Ama halk hayal dünyasında hala öyküyü bu haliyle sürdürüp duruyor.”

Rüştü Şardağ; Bütün Yönleriyle Hayyam Rubaileri, S. 13; Özgür Yayınları

”...Hayyam’ın Nızam’ül-Mülk ve Hasan Sabbah ile ders arkadaşı olduğu hakkındaki rivayet, tamamıyla uydurmadır. Nızam’ül-Mülk 408’de (1017) doğmuş, 485’te (1092) bir Batıni tarafından öldürülmüştür. Hasan Sabbah Elemut’u 483 (1090 - 1091) ele geçirmiş, 518’de (1124) ölmüştür…”

Rubailerinden Birkaçı 

281.  
Şarap küpü önüne serdik seccademizi;  
Şarap yakutuyla adam ettik kendimizi;  
Umudumuz, meyhanede yeniden bulmak  
Camide, medresede  yiten günlerimizi. 

282.  
Ben çimen Mısrının Yusufuyum, dedi gül;  
Dilimden altın, yakut saçılır, dedi gül;  
Dedim: Senin Yusuf olduğun nerden belli?  
Kana boyanmış gömleğime bak, dedi gül 

283.  
Ne gündüz oturduk, ne gece uyuduk;  
Dünyada Cem'in kadehini aradık durduk.  
Öğrenince dünyaları yansıttığını,  
Cem' in kadehini yüreğimizde bulduk. 

284.  
Rintlerin yolunda kendini unut;  
Namazın, orucun kökünü kurut;  
Öğütlerin iyisini Hayyam'dan işit:  
Şarap iç,yol kesme, yoksulları tut.

 285.  
Bu ucsuz bucaksız dünya içinde, bil ki,  
Mutlu yaşamak iki türlü insana vergi:  
Biri iyinin kötünün aslını bilir,  
Öteki ne dünyayı bilir ne kendini.

 286.  
Şarap güllere çevirsin sabahımızı;  
Çalalım yere şan şeref külahımızı;  
Nemize gerek bizim uzun dilekler,  
Uzun saçlar, çalgılar sarsın havamızı.

 287.  
Hayyam, şarap iç, sarhoş olmak ne hoş,  
Sevgilin de varsa, sarılmak ne hoş;  
Er geç sonu yokluk madem bu dünyanın,  
Yok say kendini, bak var olmak ne hoş! 

288.  
Hayyam, bak şu mavi gök nasıl durulmuş;  
Açmış çadırı, kesmiş dedikoduyu, susmuş.  
Varlığın kadehinde, çünkü, ezel sakisi  
Bin Hayyam kabarcığı belirtip yok etmiş. 

289.  
Bu dünya kimseye kalmaz, bilesin;  
Er geç kuyusunu kazar herkesin.  
Tut ki Nuh kadar yaşadın  zor bela  
Sonunda yok olacak değil misin?

 290.  
Güneşi balçıkla sıvamak elimde değil;  
Erdiğim sırları söylemek elimde değil;  
Aklım düşüncenin derin denizlerinden  
Bir inci çıkardı ki delmek elimde değil. 

291.  
Canım şarap, ne güzelsin billur kasende;  
Aklı köstekleyen bir büyü var sende.  
Biraz içti mi insan açılır yüreği  
Döker ortaya nesi varsa içinde. 

292.  
Bu sarayın başı göklerdeydi bir zaman;  
Padişahlar girer çıkardı kapısından.  
Şimdi duvarında bir kumru: Guguk, diyor.  
Guguk, guguk, o şanlı günlerin ardından.

 293.  
Hayyam bu zamanda vahlanıp durmak boşuna;  
Kendi derdine düşmek utanç verir insana.  
İyisi mi şarap iç, çalgı dinleyerek  
Nerdeyse bir taş düşer senin de sofrana. 

294.  
Gören göze güzel, çirkin hepsi bir;  
Aşıklara cennet, cehennem, hepsi bir;  
Ermiş ha çul giymiş, ha atlas;  
Yün yastık, taş yastık, seven başa hepsi bir. 

295.  
Kaderin elinde boynum kıldan ince:  
Tüysüz kuşa dönerim ecel gelince,  
Yine de toprağımdan testi yapın siz:  
Dirilirim içine şarap dökünce.

 296.  
Yakınırım aynalar gibi felekten;  
Bıkmaz alçakları yükseltmekten.  
Gözyaşı dolu bir kadeh oldu yüzüm,  
Yüreğim kan dolu bir desdi gerçekten.

 297.  
Yüreğim, kimselerden ihsan dileme;  
Bu amansız felekten aman dileme;  
Bil ki, derman aradıkça artar derdin:  
Derdinle haldaş ol, derman dileme. 

298.  
Tanrı gülüşünle öfkeni almış senin,  
Birinden cennet yapmış, birinden cehennem.  
Sen cennetimsin benim, ben senin uslu kulun:  
Açılsın kapıları bana cennetimin! 

299.  
Ey canlar, şarapla buldurun bana beni;  
Yakutlara çevirin kehruba çehremi;  
Şarapla yıkayın beni öldüğüm zaman  
Asmadan bir tabut içinde gömün beni. 

300.  
Feleğin çarkı dönmeyecek madem muradımca,  
Gökler ha yedi kat olmuş, ha sekiz, bana ne?  
Ölüm bütün isteklerimi yok ettikten sonra  
Ha dağda kurt yemiş beni, ha mezarda karınca.  
 

 

 




Adınız  
Yorum Yap
 


' Mar 6 2014 10:32PM
www.bilim-adami.com

'